Adalet ve İçişleri bakanları değişti. Öncelikle dikkati çeken, yeni rejimin yargı alanında son yıllardaki özel konumu ve üstün performansıyla öne çıkan İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek’in Cumhurbaşkanı tarafından Adalet Bakanlığı’na atanması. Demek ki bugüne kadar yaptığı hizmetler “en yüce makam” tarafından takdire şayan görüldü ve ödüllendirildi. Elbette “Marifet iltifata tabidir!”. Başarının devamı buna bağlıdır. Yani iş sadece geçmişteki hizmetlerin ödüllendirilmesiyle değil, önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerle, müstakbel başarılarla da ilgilidir. Böyle bakıldığında Adalet Bakanı’yla İçişleri Bakanı’nın aynı anda değiştirilmesi özel bir anlamı kazanır: Malûm biri “yakalatan”, öbürü “yargılatan”; yani rejimin en sık yaptığı işlerin başındaki adamlardır!
Bu ikili değişikliğin hemen ardından ilk akla gelen elbette epeyce bir süredir CHP’yi hedefleyen ve gelecek seçimlere kadar tamamlanması tasarlanan çökertme-teslim alma operasyonunun yeni bir safhaya taşınması. CHP Genel Başkanı Özgür Özel de buna işaret ederek, partisinin ağır bir operasyonla karşı karşıya olduğunu vurguladıktan sonra “Yarın sabah bu sabahtan daha zor bir sabah olacak. Bundan kimsenin şüphesi olmasın” dedi. Elbette kimsenin şüphesi yok; aynı bundan sonraki günlerin sadece CHP için değil, boyun eğmeyen bütün muhalifler için de çok daha zor geçeceğinden hiçbir şüphemizin olmaması gibi!
Bu tür rejimlerin başlıca eğilimlerinden biri üzerine uzun süredir söyleyip durduğumuz bir sözü yeri gelmişken bir kez daha tekrar edelim: Bu rejim her geçen gün “kendisinden daha beter bir şeye” dönüşmektedir. Otoriterlikten totaliterliğe geçiş hızlanmakta, baskıcı nitelikleri daha da belirgin bir hal almaktadır. Bu “dönüşümün” önümüzdeki seçim sürecini, öncekilere oranla çok daha fazla etkileyeceği açıktır. Rejimin “Terörsüz Türkiye” hedefinin gerçek anlamı “Muhalefetsiz Türkiye”den başka bir şey değildir. “Cumhurbaşkanlığı Kabinesi”ndeki iki kritik değişiklik bu açıdan değerlendirilmelidir.




























