Yazarımızın daha önce yayımlanmış bir yazısını, Üsküdar Belediyesi’nde Kent A.Ş.’ye dönük operasyonlar ve operasyonların yönlendirildiği şehir plancılarının sayısal çokluğu nedeniyle, dijital ortamda da yayımlıyoruz. Soruşturmada iddianamede dönüştürülen konutlara dair tutulan bir Excel dosyası da mevcut.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi idari kadrolarının tutuklanmalarının ardından oluşan kitle hareketi ve muhalefet mücadelesi arasında kamuoyunda hayli ilgi gören bir detay vardı: Tutuklanan belediye yöneticileri arasında şehir plancıların ve şehircilerin yoğunluğu ve bu kişilerin görevlerinin başındayken icraatları.
Bu icraatlardan birkaçı: Taksim Meydanı ve çevresinin ortak kamusal alan rolünü koruyacak şekilde yeniden ele almak, Kanal İstanbul gayrimenkul projesini kamuoyunun sürekli gündeminde tutmak ve hukuki mücadeleyi sürdürerek engellemek, su havzalarında yapılaşmaya müsaade etmemek, Marmara ve Boğaz kıyı şeridinde ortak alanları işgal eden işletmelerin tasfiyesi vb. idi.
Şehircilik uzmanları ve planlama teknisyenleri toplumdaki sınıfların kent mekânı özelinde oluşan çıkar çatışmasında kimi zaman kamu yararı açısından çekidüzen vermeye çalıştılar. Kimi zaman da çatışmanın bir cephesi lehine kalkınmacı temiz sayfa arayışlarının sözcüsü veya çizeri oldular. Bugün Kanal İstanbul planlarını çizenler de karşı çıkanlar da plancılar.
Karşı çıkan plancıları ortaklaştıran politik çizginin, yaşam alanlarını var eden yığınların kent yaşamıyla ilgili gündelik taleplerini, asgari reform talepleri olarak savunmak ve icraya dönüştürmek olduğu söylenebilir. Tam belirgin olmamakla birlikte, kamu yararı ve halkçılık söyleminin altının doldurulabildiği birkaç alan öne çıkıyor: Kent sakinlerinin açık ve kapalı ortak alanlarının ticarete konu olmasına karşı, alınıp satılabilir olmaktan çıkaracak seçenekler sunulmasının sağlanması ve sermayenin yığınların rızasını alma ihtiyacı dahi hissetmediği büyük ölçekli projelere karşı direnmek.
Bu talepler, sosyalist mücadele için “asgari” sayılabilecek, hatta kısmen muhalefet dahi edilmesi gerekebilecek talepler içeriyor. Ancak yaşam alanlarını şekillendirmek isteyen siyasi iktidarın asgari dahi olsa kamucu reform taleplerine dahi tahammülü olmadığı aşikâr. Yani asgari kamucu reform talebinin veya henüz tasfiye edilmemiş ortak kamusal alanların savunusunun bile (Gezi isyanı vesilesiyle olduğu gibi) kitle hareketinde kabarmayla veya kamuoyunun takdirini kazanmayı başaran sabırla örgütlenmiş kampanyalarla (Ya Kanal Ya İstanbul gibi) sonuç verdiği bir dönemden geçmekteyiz. Ancak bu kitle hareketlerinin nihayete erdirilemediği koşullarda öne çıkan birçok şehir plancısının siyasi tutsak haline geldiğini görüyoruz.
Peki soru şu; ne itiraz geliştirmek için öne çıkan ne de emir kulu olmaya razı plancı mertebesine düşmeyi reddeden plancılar neredeler?
Geçtiğimiz 40-50 yıl içerisinde kamucu hüviyeti olan ve etap etap buharlaştığını izlediğimiz her şey gibi şehir planlamanın başına gelen de aynı.
Güvencesizleşen ücretli profesyonel iş kollarından biri olarak, siyaset ve sermayenin mekânsal stratejilerinin giderek daha fazla noteri haline gelen bir meslek kolu şehir planlama. Diğer pek çok meslek gibi ilkelerle hayatın gerçekleri kıskacında debelenen şehir plancıları belediyelerde, Ankara’da bakanlıklar veya il müdürlüklerinde ya da özel bürolarda ücretli profesyoneller olarak merkezi ve yerel siyasetin, mülk sahiplerinin taleplerine direnmek, beklentilerini görece kamucu müdahalelerle törpülemek ya da bunları mevzuata uyduracak şekilde hayata geçirmek seçenekleri içinde, en çok da son kısmı içinde sıkışmakta.
Meslek sahiplerinin mesleklerini hakkıyla icra etmelerine imkân vermeyen, kamu yararının en asgari beklentilerinden bile uzaklaştıran, sonu siyasi tutsaklığa kadar varan koşulların işyerlerinde başlayan ve üretimin kontrolünü imkânsızlaştıran ücretli profesyoneller haline gelme süreciyle doğrudan ilişkisi olduğunu vurgulamamız gerek. Emekçilerin gündelik yaşamını etkileyen teknik tüm detayların (depremde mezar olmayacak konut, asansöründe esir kalınmayacak yurt, yollarda perişan olmayacak iş yaşamı, öğlen yemeğinde zehirlenmeyeceği gıda tedariği vs.) üretiminde imza yetkisinin birim amiri/büro sahibinde olmasının bile fazla öneminin kalmadığı sermaye birikim koşullarında “iş yerlerine siyaseti sokmak”, siyasi tutsak plancılar başta olmak üzere meslek erbaplarıyla uzun soluklu bir dayanışmanın yolunu döşeyebilir.
































