1 Mart günü İran, droneleriyle Amazon Web Servisine (AWS) ait 3 veri merkezine birden saldırdı. Bu veri merkezlerinden ikisi Birleşik Arap Emirlikleri’nde, diğeri Bahreyn’deydi. Bu, bugüne kadar yaşanmış ilk saldırı özelliğinde olduğu için son derece önemli. Çok yüksek ölçeğe sahip bulut altyapısına yönelen ilk teyit edilmiş askeri saldırıydı.
Veri merkezleri, çeşitli işletmelerin verilerini, dosyalarını, işlemlerini barındıran devasa ölçekte büyük bilgisayar kasaları diye tarif edilebilir.
İran, saldırıyı Amerikan savunma sisteminin bulut teknolojisini ne oranda kullandığını gözlemlemek için yaptığını savundu. Tak! Harekat doğru planlanmıştı. Saldırının ardından AWS altyapısında yapay zekâ analitik modelleri ve istihbarat planlaması yürütüldüğü düşünülen ABD askeri sistemlerinin önemli sunucularının barındırıldığı anlaşıldı.
Bu saldırı, tek bir veri merkezine (VM) yapılmış olsaydı, bazı yedeklilik planları ile VM’lerde barındırılan sunucular yedeklerinin üzerinden çalışabilirdi. Ancak tek bir operatöre ait 3 yedeklilik birimi de birden, muhtemelen bir VM’nin yüzbinde biri değerinde olan dronlar ile vurulunca VM ve yedekleri de işlevini yerine getiremez oldu. Aynı bölge — elbette bu birkaç ülkeyi barındıran bir sınır — içinde birden çok VM’nin aynı anda yaşayacağı bir “aksilik”, bugüne kadar VM’lerini sertifikalandıran Uptime Enstitüsü tarafından tahayyül dahi edilemediği için bu yönde bir kontrol de söz konusu değil.
Amerikan ordusunun bazı “hizmetlerinin” yanı sıra çok ciddi başka hizmetler de çöktü. Bankalara erişilemez hale geldi. Yemek sipariş uygulamaları çalışmayı durdurdu. Bu hizmetlerin arasında EC2, S3, DynamoDB, Lambda, RDS yer alıyor. Araç çağırma uygulaması olan Careem, ödeme firmaları Hubpay ve Alaan, veri platformu Snowflake, Emirates Havayolları, First Abu Dhabi Bank, Abu Dhabi Commercial Bank bulunuyordu.
Bulut teknolojisi, aslında bir tahayyül ve adeta fiziksel değil de havada gezen bir soyut anlam gibi kullanılıyordu. Aslında bulut teknolojisinin fiziksel bir yapı olduğu ve bu yapının koordinatlarına da bir drone ile ulaşılabilir olduğu da bu vesileyle açığa çıktı.
Veri merkezleri, hiper-şirketler tarafından kurulan ve işletilen yapılar olabiliyor. AWS, Azure ve Google Cloud, Avrupa bulut pazarının %70’ini elinde tutuyor. Deutsche Telekom, SAP, Orange, OVHcloud gibi Avrupa’nın çok büyük firmaları dahi yaklaşık %15’lik bir pazar payına sahip. Avrupa bulut altyapı pazarı 2024 yılında 61 milyar avroya ulaştı ve 2025 yılında 80-85 milyar avroyu aşması bekleniyor. Bu pazarın çok büyük kısmını Amerikan sağlayıcıların kapması bekleniyordu. Trump’ın bir masanın etrafına oturttuğu bu oyuncular, Trump ekonomisine ve vizyonuna her seferde desteklerini açıklamaktan geri durmuyorlardı. Yakın zamanda Pentagon’la oldukça yüklü bedele sahip bir anlaşma yapan ChatGPT’nin anlaşmasını yazmıştık.
Teknolojinin yoğunlaşması, bu tür hiper-kapitalistlerin, mevcut ekonomi içinde yoğunlaşmasını da gösteriyor. Büyük çevresel etkiler de gösteren veri merkezleri ise bunda iyi bir örnek. Bu devasa teknoloji büyüdükçe, yatırımlar arttıkça da, kendi yumuşak karnını da peşinden sürüklüyor. Yakında veri merkezlerinin etrafına uçak savar ya da füze bataryası monte etme talebi de gelirse şaşmamak gerekecek.
Ama “piyasanın görünmeyen elinin” her zaman çok daha ucuza mal olacak başka türlü bir drone üretmesi de mümkün.






























