“Orta sınıf çöktü!”, “Gelir dağılımı tahammül edilemez seviyede!” Bu ifadeler artık burjuva ideologlarının dahi dilinden düşmez halde. Tüm dünya ve Türkiye servetin giderek daha az sayıda kişinin, şirketin elinde tahammül edilemez derecede toplanmasının istatistiksel kanıtları ile dolu.
Üstüne üstlük, dünya son bir yılda yeni katliamlar, soykırımlar yaşıyor. Kapitalist ülkeler, dünya üzerinde aleyhlerine dönen dengeyi toplamak adına savaşlar açtılar. Suriye’de vekalet savaşı veren dinci faşistler İsrail’le, ABD ile kravatlı anlaşmalar yaparken Alevi ve Kürt bölgelerine saldırılar organize etti. Tarihin en büyük soykırımlarından biri Filistin’de tüm dünyanın gözü önünde yaşandı. Venezuela’da kapitalistler kendi koydukları uluslararası hukuk kurallarını altüst ederek, kokuşmuş Maduro’yu derdest etti. Hızla buldukları yeni müttefikler yine kokuşmuş iktidarın takipçilerinden geldi. İran, siyonistlerin günlerce bombardımanına maruz bırakıldı. Üstelik bu kez, daha önce daha müreffeh bir dünyanın belirtisi sayılan “yapay zekâ” nın gözetimi ve dahliyle.
Yapay zekanın derebeyleri olan firma patronları, tekno-faşizm adı verilen manifestolarını yayımlıyorlar. İnsanlık bu kan emiciler için adeta bir “yedek malzeme deposu”. İnternetin yaygınlaşmasının daha mutlu yarınların habercisi olduğunu söyleyen liberaller hâlâ utanmıyor!
Tüm bunlar karşısında geniş halk yığınları homurdanmalarını sokağa taşıyor. Filistin’e saldıran İsrail ve onun destekçisi ABD’ye karşı tüm metropollerde milyonlar günlerce sokakları doldurdu. Kendi burjuva hükümetlerinin kan banyosundan sebeplenmesini dizginledi. İran’a yapılan saldırı sonrasında, NATO ülkelerinin arasında çatışmalar oluştu. NATO fiilen birbirinin yıpranmasından medet uman ahlaksız burjuva politikacıları ile dolu. Emperyalist ülkelerin meşruiyeti sapır sapır dökülüyor.
Çok uluslu şirketler, emperyalistler, kısaca kapitalizmin vaaz ettiği tek şey kâbus gibi bir yaşam. Buna karşılık direnmek için büyük bedeller ödemeyi göze almak gerekiyor. Kitlelerin ve yoksulların önünde alternatif olarak ise ırkçılık ve aşırı sağ akımlar çıkıyor.
Kapitalizmin tüm dünya ölçeğinde yıkılması, sosyalistlerin “tavsiye ettiği” bir şey değil. İnsanlığın var olması için bir zorunluluk. Eğer insanlık bu yolu bulamazsa, barbarlığa doğru yuvarlanacak.
Kapitalist sistemin yıkılması için işçi sınıfının tüm ezilenleri yanına alarak örgütlenmesi ve uluslararası mücadeleyi yükseltmesinden başka çare yok.
Buna dair “yakılan çoban ateşleri” nin ışığında önümüzü görüyoruz. Son birkaç haftadır maden işçileri bu çoban ateşini Ankara’da yaktı. Değişik sektörlerde mücadeleler oluştu. Hak talepleri, şimdilik işçi sınıfının Gezi’sini yaratacak düzeyde değil. Ancak taş üstüne taş koymaya da devam etmek gerekiyor.
Bütün bunlara karşın, önderlik iddiasında olması gerekenler de çeşitli aymazlıklardan sıyrılamadı. Bu durum 1 Mayıs’ın örgütlenmesinde de geçerli. Geçen yıl belediye operasyonları sırasında oluşan kitlesel seferberliklerle kaçırılan Taksim fırsatı, “işçi sınıfının böyle bir derdi yok” ifadeleriyle geçiştirilmişti. Bu yıl, TİP Taksim’i zorlayacağını söyleyince, aynı şeyi söyleyemiyorlar.
Taksim’e hareket edeceğini söyleyen gruplar ise, bir koordinasyondan ve stratejiden yoksun durumda.
Yine de bizler bu sürece gücümüz oranında destek vermeye devam edeceğiz. Taksim’in kazanılması için hareket eden insanlarla bir arada olacağız.
Yaşasın 1 Mayıs
Yaşasın Proleter Devrimi!
































