Anasayfa / Gündem / Tekno-faşizm Nedir?

Tekno-faşizm Nedir?

Ve Neoliberalizmin Külleri Nerede?

Mevcut versiyonlarından dünya yeterince sürünmemiş gibi, Palantir adlı firmanın CEO’sunun açıklamalarından sonra nur gibi yeni bir faşizm teorimiz daha oldu; Tekno-faşizm.

Palantir bir yapay zekâ firması. Firmanın CEO’su Alex Karp, yakın zamanda çıkan Teknolojik Cumhuriyet adlı kitabının bir özetini yayımladı. X platformunda 22 madde olarak özetlenen görüşler bir tür manifesto olarak değerlendiriliyor. Bu açıklamada Karp, caydırıcı nükleer çağın yerini yapay zekâ çağına bıraktığını, yapay zekânın muhakkak var olacağını, asıl meselenin yapay zekânın kim tarafından üretileceğine bağlı olduğunu, bu açıdan ABD ve gelişkin Batı medeniyetinin tahakkümünü güçlendirmesinde bir araç olmasında sorun olmadığını belirtiyor. Yapay zekâ algoritmalarını tasarlayan mühendislerin ABD egemenliğine taraf olmasının adeta bir sorumluluk olduğundan dem vuran Karp, medeniyetleri de işe yarayan ya da yaramayanlar olarak ikiye ayırıyor. Ona göre, bazı medeniyetler adeta insanlığın sırtında birer yük ve yok edilmelerinde de herhangi bir sakınca yok.

Karp, Trump gibi “cahil” kategorisine kolaylıkla alınamayacak birisi. Sosyal teori alanında doktora çalışması yapmış. Palantir kurucusu Peter Thiel’le üniversite yıllarından bu yana “yoldaşlık” yaptığı biliniyor. Thiel Almanya doğumlu. Karp da bir süre Thiel’in doğduğu Frankfurt’ta yaşamış. Trump ve Musk gibi faşistlerden sonra bu türlerin Almanya kökeni de incelenmeye değer.

Kitap, Amerika’nın hayatta kalmasının tek yolunun askeri-sanayi alanında teknolojik olarak yeniden ayağa kalkmasına bağlı olduğunu anlatıyor. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra yenilen Japonya ve Almanya’nın silahsızlandırılmasının, Almanya ve Japonya’yı dişsiz bıraktığı için çok aşırı bir önlem olduğunu iddia ediyor. Almanya silahsızlandırılınca Avrupa Rusya’dan gelecek tehditlere karşı savunmasız kaldı. Rusya böylece Avrupa aleyhine dengeyi bozabildi. Uzak Doğu’da da Çin’e karşı benzer kaderi Japonya yaşadı.

Manifestoda iddia edilen görüşlerden biri, demokrasi denen ve aslında “boş yapan” ve gereksiz yere çoğulculuk aramak zorunda kalan sistemlerin de terk edilmesi gerektiği. Kitaba göre askeri teknolojilerin geliştirilmesi üzerinde dönen boş tartışmalar ABD’nin zemin kaybetmesine yol açıyor.

Karp ve şirketi Palantir tüm emperyalist metropollerde projelere sahip. Palantir gelirlerinin %55’ini hükümetlerden, %45’ini ise özel şirketlerden elde ediyor. Ukrayna-Rusya, Filistin-İsrail ve İran-ABD savaşlarında aktif rol alıyor. En büyük müşteri açık ara ABD Savaş Bakanlığı; ikinci sırada Birleşik Krallık var. İngiliz Deniz Kuvvetleri ve İngiliz Polis Gücü Palantir ile çalışıyor. Şirket ayrıca İngiltere’de kanser vb. çeşitli hastalıklara dair teşhis konusunda bir veri analitiği hizmeti sunmuş. Almanya, yüz tanıma teknolojisi için başlıca 5 eyaletinde Palantir ile çalışıyor ve ürünlerden oldukça memnun.

Şirketin değeri yaklaşık 450 milyar dolar. Karp’ın açıklamalarından sonra enteresan şekilde şirket borsada bir parça daha değer kazandı.

Ürünlerinin en güçlü yanı, tespit ile müdahale arasında geçen zamanın “optimize ediliyor” olması. Ürünlerinin ticari yapay zekâ sistemleri de dahil olmak üzere büyük ve genellikle birbiriyle uyumsuz veri kümelerinin kolayca analiz edilmesini sağladığını söylüyorlar.

Palantir’in en bilinen uygulaması; Gotham. Bu uygulama kamuya açık kaynaklardan kişiler hakkında hızlı bir şekilde bilgi toplamak için kullanılıyor. Yani Facebook, X ve Instagram gibi platformlarda yer alan her bilgi, her beğeniniz ya da etkileşiminiz hakkınızda milisaniyeler süresinde bir profil oluşturabiliyor. ABD’de göçmenlerle mücadele için kurulan ICE bu yazılımı kullanıyor. Bu yazılımla yaşadığınız bölge ve mahalle, etrafınızda bulunan yerel ağlar, etkinlikler de rahatlıkla saptanabiliyor. Bu arada, eski İçişleri Bakanı Soylu’nun bir TV programında sunucuya hava atmak için boş bulunarak gösterdiği uygulama da muhtemelen Gotham’dı (ya da bir benzeri).

Şirket 2024 yılında yıllık yönetim kurulu toplantısını İsrail’de yaptı. netanyahu ile stratejik anlaşma yapmaları da aynı tarihlere rastlıyor. Palantir’in teknolojilerden sorumlu başkanı, ABD ordusunun yedek kuvvetlerinde yarbay yetkisiyle çalışan Shyam Shankar isminde Hint kökenli bir zat. Şirket içinde yetkiler de ordu rütbeleriyle anılıyor.

Şirket, diğer yapay zekâ firmalarının arada sırada reddettiği kişisel veriler bazlı sistemler kurma tekliflerine hiç tereddütsüz zıplıyor. Nitekim, şirkete göre, yapay zekâ teknolojisi gereksiz yere tüketim teknolojilerine yöneldiği için aslında kumda oynuyor. Yapay zekâ sadece ve sadece Batı (ve İsrail) medeniyetinin çıkarlarını korumaya odaklanmalı. Bunun için de caydırıcı savaş çalışmalarına tüm gücünü vermeli.

Ah Marx… Sopan olsa…

Oysa neoliberal teori ne güzeldi. Yeni milenyuma 10 yıl kala kitlelerin gözünde kendini sosyalizm ile özdeşleştirmiş stalinist bloklar çöküyordu. İnternet teknolojisi yayılıyor ve tüm insanlığın bilgiye erişmesine olanak veriyordu. Üstüne bloğun çözülüşü ile oluşan devasa pazarlar eklendiğinde, kapitalist şirketler rakipsiz coğrafyalarda at koşturuyor, eh bir zahmet çalışanlarını primlere boğuyorlardı.

Kağıt üzerinde her şey tutarlıydı. Devlet çözülüyor, küçülüyor, cebimize giriyordu. Demokrasi, bu yeni çağın kaçınılmaz buluşuydu. Artık yapmamız gereken, gezegenimizin ortak sorunları için kafa yoran, kaynaşmış toplumlar ve kuruluşların içinde yer almaktı. İlla bir şey olacaksak, “aktivist” olmamız öneriliyordu.

Sonra bir şeyler oldu; o teknolojiler gelişip biriktikçe, insanlığın geri kalanı için “açık kaynak kodlu” yazılımlardan gözetleme teknolojilerine, oradan da savaş sanayisine evrildi. İnsanlığın refahını sağlaması gereken teknolojik gelişimin altından adeta savaş lordları çıktı. Silikon Vadileri’nin çerçevesiz gözlüklü dehaları, İHA’cıları, SİHA’cıları “yurt savunulması” için teknoloji üretir hale geldiler. Kitleler bu kez bunları alkışlamaya başladı.

Çünkü elinde ancak İHA olursa “ötekini” öldürmen mümkün olurdu. Otomasyon ülkenin üretim gücünü belirleyecek hale geldiğinde, yani “robotik ütopyaya” ulaştığında, bildiğimiz cehennem gibi bir diktatörlüğe dönüşeceği ve “gelir dağılımının dehşet eşitsizliğine” neden olacağı artık şüphesiz.

Kısaca, neoliberal teori yok oldu. Çöktü. Kullanılamaz hale geldi.

Ancak Palantir CEO’sunun muhtemelen kendi şirketinin vatanseverliğini övmek için yaptığı bu açıklama marksist teorinin içinde uzun yıllardır var. Bizzat yapay zekânın gelişimi, Marx’ın “makine hafızası” diye tarif ettiği kavramda yer alıyor. Ama asıl olarak, Marx ve marksizm bu yolun sonunu da görüyor: üretici güçlerin gelişirken çökmesi.

Bu elbette bir iki filozofun dediklerinin doğrulanması babında ele alınacak bir konu değil. Doğrulanan şu: tüm insanlık hızla büyük bir çöküşe doğru, kapitalizmin üretici güçlere arada sırada atayabileceği geliştirmelerin içinden geçerek yol alıyor. Bir üretici güç olarak teknolojinin ya da makinaların gelişmesi, diğer tüm alanların ve üretici güçlerin yıkımı, yok edilmesi pahasına gerçekleşebiliyor. Bir “kesimi” büyüten yapay zekâ da tıpkı böyle, diğerlerinin ölümüne neden oluyor. Teknoloji baronları, insanlığa refah getirmiyor, “büyük insanlığın” sonunu getiriyor. Trump’ın masasının etrafına her defasında dizilen bu baronlar, daha fazla işsizlik, daha fazla ayrımcılık ve daha fazla savaş için çalışıyor, istiyor, arzu ediyor. “Büyük insanlık” onlar için yedek malzeme deposu, bir dönem kullanılıp sonra atılacak donatılar.

Yani, marksizmin gösterdiği sosyalizm hedefi “tercih seti” ya da “tavsiye” içermiyor; insanlığın büyük çöküşünü engelleyebilecek yegâne yol olarak görünüyor.

Bunun için, işçi sınıfı ve geniş kitlelerin hızla ülkelerinin en zengini haline gelen bu savaş lordlarının “vatanı savunuyoruz” safsatalarını alkışmaktan vazgeçmesi ve silah tüccarlarından başka bir şey olmayan bu “temiz yüzlü, dinibütün, vatanperver” burjuvaları ortadan kaldıracağı bir dünyayı hedeflemesi gerek. Böylece İHA’lar, SİHA’lar orman yangınlarını ortadan kaldırmak için kullanılabilecek. Ya da daha genel olarak teknoloji, insanlığın daha az çalışması ve kendini gerçekleştirmesi için bir unsur haline gelebilecek.

Tarihin bu anında neoliberallerin payına düşen ise sadece safsata tezlerinin külleri üzerinden marksizmin haykırmasına müsaade etmesi; “ya sosyalizm, ya barbarlık”

Etiketlendi: