Anasayfa / Bellek / 15 Nisan 1971- Bir Devrimci Eylemin Fotoromanı

15 Nisan 1971- Bir Devrimci Eylemin Fotoromanı

Kırmızı Gazete/Mücadele Belleği Dizisi-4

1971 yılında henüz ocak ayının başından itibaren Türkiye siyasi tarihi için oldukça yeni bir sayfaya aralanacaktı.

10 Ocak 1971’de Türkiye İş Bankası Emek Şubesi silahlı 4 kişi tarafından çalıntı bir araçla soyuldu. Karlı yolun kenarında parkeden siyah bir Chevrolet’in içinden çıkan 3 kişi bankaya dalmış, korumayı bağlamış, bankadan paraları aldıktan sonra Balgat yönüne doğru hızla uzaklaşmıştı. Soygunda kullanılan araç bir gün sonra yol kenarında bulundu. Aracın bulunduğu yerin ODTÜ’ye yakınlığından kaynaklı olarak polis, soygun faillerini ODTÜ içinde ve yurtlarda aramak için baskınlar yaptı. Rektör Erdal İnönü, aramanın haddini aştığını belirten açıklamalar yaptı. Ne soyguncular ne de paradan iz bulunmamasına rağmen, ODTÜ 20 Ocak 1971 tarihinde süresiz olarak kapatıldı.

Polis 16 Ocak’ta soyguna karışanlar arasında Deniz Gezmiş ve Yusuf Arslan’ın olduğunu açıkladı. Nitekim, 4 Mart tarihinde ilk resmî bildirisini yayımlayan THKO, bu eylemi de üstlenecekti. Özellikle şehirlerde ve üniversitelerde faşist komandoların ve toplum polisinin saldırıları ile savunma konumuna geçen devrimciler, bu dönemde artık kır-şehir gerillası stratejilerine de ulaşmış idiler. Belli ki, silahlanmak ve çeşitli lojistik faaliyetleri çözmek için gereken paranın kaynağı da bu şekilde bulunmuştu.

1971 yılı boyunca bir dizi benzer eylem oldu. İçlerinden bir tanesi, sonraki yansımaları açısından oldukça dikkat çekici. O sebeple okuyucularımızın hafızasında canlandırmak istedik.

15 Nisan 1971 tarihinde, dönemin ünlü psikiyatrist doktoru Rahmi Duman’ın Bakırköy İncirli’deki Duman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin bahçesindeki köşkünün kapısı çalındı. Rahmi Duman’ın oğlu babasının geldiğini düşünerek kapıyı açtı. Ancak babası yerine silahlı 4 kişi içeri girdi. Evde bulunan Cemile Duman, bir misafir, 14 yaşındaki Hakan Duman’a ders çalıştırmak için evde bulunan öğretmenin ellerini bağladılar. Rahmi Duman’ı bekledikleri sırada, öğretmen ellerini çözerek evin üst kapısından kaçtı. Bunun üzerine evdekiler hızla karar verdiler, Rahmi Duman’ın 14 yaşındaki Avusturya Lisesi öğrencisi oğlunu da yanlarına alarak derhal uzaklaştılar.

Giderken 250 bin liralık bir fidye bedeli belirlediklerini de Hakan Duman’ın annesi Cemile Duman’a söylediler. Aslında hedef evde olduğunu sandıkları paraya ulaşmak idi, ancak evde para ve kasa olmadığını evde arama yaparak öğrenmişlerdi. 250 bin liralık bedeli de önceden belirlememişlerdi. İşadamı Mete Has kaçırıldığında istenen 400 bin lirayı, varlık ve kaçırılan şahıs ile orantılayarak böyle bir rakamın o anda ağızlarından çıktığını söyleyeceklerdi.

Kaçırılan Hakan Duman, Feriköy civarında bir evde konuk edildi. Ama gerçekten konuk edildi. Sıkılmasın diye, kitaplar verildi. Che Guevera’nın “Gerilla Günlüğü” ve Ostrovski’nin “Ve Çeliğe Su Verildi” kitapları okutuldu. Tavla turnuvaları düzenlendi. İyi beslenmesi için normalde kendilerinin yemediği besinleri temin ettiler. Hatta bir gün çocuğun canı fazla sıkıldı denilerek yazlık sinemaya götürüldü. Kaçıranların bu naifliği, belirlenen fidye bedelinin nasıl alınacağının bile tanımlanmamış olmasında da gizliydi. Fidyeyi ödeyeceğini gazetelere söylemesine rağmen, Dr. Rahmi Duman’la temasa geçen kimse de olmuyordu. Neyse ki sonunda çözüm bulundu. Rahmi Duman’ın yazıhanesinde çalıştığını öğrendikleri başka bir doktor olan Vecihi Demiral’ın evine ulaşıldı. Ona Rahmi Duman’a ulaşması ve paranın onun eliyle ne şekilde verilmesi gerektiği iletildi.

Fidye dedikleri gibi, Vecihi Demiral ile kaçıranlara ulaştırıldı. Hemen peşinden de Hakan Duman cebine yol harçlığı konularak serbest bırakıldı. Hakan Duman, evine dolmuşa binerek ulaşınca evde bir bayram havası esti. Kutlamalar yapıldı.

3 Mayıs’ta Ziraat Bankası Unkapanı soygunu sırasında Ömer Ayna, 6 ay sonra Ekim ayında da Nahit Töre yakalandı.

2 Kasım 1971 tarihindeki duruşmada Rahmi Duman’ın eşi Cemile Duman ifadesinde Ömer Ayna ve Nahit Töre’yi teşhis ettiğini söyledi. Onlara kendisinin de sosyalist olduğunu söylediğini, çok kibar ve bilinçli gençler olduklarını ve şikâyetçi olmadıklarını beyan etti. İfadesinde geçen tek “kötü” söz, kocasının mason toplantısına gittiğini söylediğinde, gençlerin masonların da Amerikan uşağı olduklarını söylemesidir.

Ömer Ayna da, Nahit Töre de yakalandıktan sonra, bazı polis şeflerinin bile “yüreklerinin kaldırmadığı” denli yoğun işkencelere maruz bırakıldı. Ömer Ayna mahkemeye ancak koluna girilerek gelebildi. Mahkeme salonuna gelirken “bana işkence yapıyorlar, beni öldürüyorlar” diye bağırınca, polisler tarafından orada da yumruklanarak bayıltılır.

Hakan Duman’ın kaçırılması sonrasında enteresan iki şey olur; birincisi, bu kaçırılma hikayesi bir fotoroman olarak çeşitli gazetelerde yayınlanır. Fotoromanda devrimciler hariç tüm ilgililer bizzat oynar. Devrimciler ise başlarına kukuleta geçirilerek canlandırılır. Fotoromanlardan birinin iki sayfasını aşağıya alıyoruz.

Rahmi Duman bu arada yaşadığı korkuyu bir şiirde anlatır. Şiir daha sonra Alaatin Yavaşça tarafından hicaz makamında bestelenir.

Kimseyi böyle perişan etme Allahım yeter/Uyku tutmaz bir ümit yok gelmiyor hiçbir haber/Ağlamaktan gözlerim etrafı artık görmüyor/
Hazreti Yakuba dönderdi beni hükmi kader

Şarkı ise şu linkte mevcut. https://www.youtube.com/watch?v=KQsY7uWgE7o

Etiketlendi: