Anasayfa / Gündem / CHP’yi Millete Döndürme Çabaları, İç Cephe Ve Rejimin Artan Silah Merakı!                                

CHP’yi Millete Döndürme Çabaları, İç Cephe Ve Rejimin Artan Silah Merakı!                                

Geçenlerde “rejimin içinden” bir gazetecinin CHP ile ilgili “mutlak butlan” kararının yazıldığı iddiası üzerine Bahçeli şunları söyledi:

 “CHP cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana önemli bir siyasi kurumdur. Bu kurumun içinin karıştırılması, parçalanması, hukuki yönden zedelenmesi veya başka amaçlarla kullanılmasına müsaade edilmemesini temenni ederiz.”

Bahçeli, aynı konuşmasında Ana Muhalefet Partisi’ne de bir uyarıda bulunarak, “CHP ayrımdan, sert eleştirilerden, beraber olduğu insanları küçümseyerek yoluna devam edeceği yerde milletle buluşmayı tercih etsin. Ve CHP üzerine düşen tarihi sorumluluğu üstlenmiş olsun” dedi.

CHP’yi “Milletine” Döndürmek!

Bazı yorumcular, biraz da şaşırarak, “Bahçeli, CHP’ye sahip mi çıkıyor?” diye sordular!  Aslında şaşıracak bir şey yok. Evet, Bahçeli CHP’ye sahip çıkıyor; ancak sahip çıktığı, “şimdiki” değil, “eski”, yani “orijinal” CHP! En fazla Baykal, Kılıçdaroğlu CHP’si! Bunu konuşmasının “uyarılar” bölümünden kolayca anlayabiliyoruz. Bahçeli’nin bu kanımızı destekleyen başka konuşmaları da var. CHP’yi daha önce de defalarca “Ankara”ya çağıran MHP Genel Başkanı, geçenlerde de bu partiyi “Saraçhane, Söğütözü, Silivri, sosyal medya (4 S) kıskacından” kurtulup yüzünü “millete” ve “Anıtkabir”e dönmeye davet etmişti. Çok önemli bir “DEVLET” adamı olarak Beyefendi’nin bu sözleri elbette “DERİN” manalar içeriyor! Bahçeli burada öncelikle, uzun yılların ardından, biraz da can havliyle sokaklara çıkıp halkla bu derece haşır neşir olan CHP’yi, yarın öbür gün ne yapacağı belli olmayan bu “başıbozuk” kalabalıklardan uzaklaşıp yüzünü “millete” dönmeye davet ediyor. Zaten CHP’nin “üzerine düşen tarihi sorumluluk” da budur!

Soyut ve “devlet”le özdeş bir kavram olarak “millet”in çağrıştırdığı kutsiyet, ciddiyet ve mesuliyet hisleri düşünüldüğünde, Bahçeli’nin, kendi ifadesiyle, “cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana önemli bir siyasi kurum” olarak CHP’yi sokaklarda haytalığı bırakıp yeniden “devlet hizmetine” çağırdığı açıktır! Tabii, Bahçeli’nin CHP’ye bir de “Anıtkabir’e dönme” çağrısı var ki, bir çeşit “Atatürkçülüğe davet” (Hem de CHP’yi!) gibi görünse de MHP Genel Başkanı’nın ağzından “anıt” da olsa “kabir” falan gibi sözcükleri duyunca insanın haliyle içi ürperiyor!

İç Cephenin İtaatkâr ve Sorumlu Bir Parçası Olmak

Bahçeli’nin “CHP’ye sahip çıkması” bir diğer yönüyle Saray’a da bir çeşit “ayar verme” anlamına geliyor. Malum, devletine, milletine ve Anıtkabir’e “dönüp” rejimle bütünleşmiş (yani tamamen teslim olmuş) bir CHP, bölgedeki gelişmelerin de etkisiyle, “en fazla milli birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde” kurulması tasarlanan “iç cephe”nin itaatkâr ve sorumlu bir parçası olacak, kendi kitlesini de bu cepheye dahil edecektir. En azından hesap budur. Bu nedenle devletin kurucu unsurlarından biri olarak CHP’nin kurumsal parçalanması, hem bu dar zamanlarında rejim açısından bir meşruiyet sorunu yaratacak, hem de devletle bağları CHP kadar sıkı olmayan yeni siyasi güçlerin ortaya çıkmasına; dolayısıyla da geniş bir halk kitlesi üzerindeki kontrolün zayıflamasına yol açabilecektir.  Bütün bunların ancak “iç cephe” hedefiyle uyumlu bir CHP yönetimiyle mümkün olabileceği düşünüldüğünde rejimin CHP’yi “devletine ve milletine” döndürme hedefinin içyüzü de anlaşılabilir.  Operasyonların giderek Özgür Özel üzerinde odaklanmaya başlamasının nedeni budur.

Silah Fuarında İç Cephe Çağrısı veya Rejimin Artan Silah Merakı!

Nitekim, son zamanlarda Kılıçdaroğlu dönemindeki CHP”den neredeyse övgüyle söz etmeye başlayan Cumhurbaşkanı da Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayii Fuarı’nda yaptığı konuşmada, “Savunma ve caydırıcılığın yanı sıra ulusal güvenliğin bir diğer kritik halkası, bizim “iç cephe” olarak tarif ettiğimiz milletin birlik ve beraberliğidir… Fakat içeride sızıntı varsa, iç cephede gedik açılmışsa, içerisi fokur fokur kaynıyor ve kanıyorsa böyle bir durumda millet ayakta kalamaz” diyerek sadece iç cephe ile silahlanma arasındaki bağı kurmakla kalmıyor, doğrudan isim vermeden de olsa CHP’ye de “milli birlik” ve bir “iç cephe” çağrısı yapıyor. Rejimin niteliği ve içinde yol aldığımız dahil ve harici koşullar düşünüldüğünde, bunun (aynı Kürt siyasetine olduğu gibi) CHP’ye de “Tövbe kapıları kapanmadan rejimin arkasında hizalan, yoksa…” demekten başka bir anlamı yok.

Burada sorun, CHP’nin “militan muhalefet” işini nereye kadar götürebileceğinin ötesinde, giderek derinleşen iç çelişkiler eşliğinde ciddi bir meşruiyet sorunu yaşayan bu rejimin, hayatta kalabilmek için içeride ve dışarıda nelere tevessül edebileceği; çözmeyi başaramadığı iç çelişkileri bölgesel-uluslararası alana hangi yol ve yöntemlerle taşıyabileceği; bu yolda hangi araçları, kullanabileceği, nelere ne ölçüde cesaret edebileceği noktasında düğümleniyor. Israrlı “iç cephe” çağrılarının son zamanlarda aşırı derecede artan “silah merakı” ile birlikte ele alınması gerekiyor.

Eğer doluysa o silah bir gün mutlaka patlar; şu veya bu nedenle!

Etiketlendi: