Dışişleri Bakanı’nın “sıranın Irak’ta” olduğu yönündeki açıklaması tepkilere neden oldu. Bakan’ın dediği şu: “Bu işin bir de Irak ayağı var. Suriye ayağı bittikten sonra Irak ayağı var. İnşallah Irak’ta buradan ders çıkartırlar ve daha akıllı karar alırlar. Oradaki geçiş daha kolay olur.”
Bakan ayrıca PKK’nin sivil organlarının Mahmur’da, askeri unsurlarının Sincar’da (Şengal) komuta unsurlarının ise Kandil’de konuşlandığını belirterek, “Haşdi Şabi karadan ilerleyip biz havadan harekât yaptığımız zaman, olay iki veya üç gün. Fazla bir süresi yok. Bu kadar basit bir askeri operasyon.” dedi.
Irak’ın Endişesi
Ancak Bakan’ın devamında ettiği sözler kastının bölgede konuşlanan PKK güçleri ile sınırlı olmadığını fazlasıyla açık etti: “Ama burada bu irade şu anda yok. Irak hükümeti kendi topraklarının başka bir silahlı unsur tarafından işgal edilmesine izin verir bir durumda. Bunu kendisinin bir milli güvenlik tehdidi olarak algılamıyor.”
Bu sözler haliyle Irak’ta tepkilere yol açtı. Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi, Irak Dışişleri Bakanlığı’na çağırıldı. Irak Dışişleri de bir açıklama yaparak, Fidan’ın açıklamalarının “Irak ile Türkiye arasındaki dostane ilişkilere zarar verdiğini, Irak’ın içişlerine müdahale anlamı taşıdığını ve diplomatik teamüllerin ihlali olduğunu; dış müdahaleye, çözüm dayatılmasına ya da söz konusu dosyanın siyasi veya askeri amaçlarla kullanılmasına karşı olduklarını” söyledi.
Cevap olarak “tevil” yoluna giden Bağdat Büyükelçisi, Fidan’ın sözlerinin hatalı çeviri nedeniyle yanlış anlaşıldığını, açıklamaların Irak’ın içişleriyle ya da Irak vatandaşlarıyla ilgili olmadığını, Irak’ta bulunan PKK’lılara ilişkin olduğunu ileri sürdü.
Dışişleri’nin daha detaylı açıklamasında ise Fidan’ın sözlerinin bağlamından koparıldığı söylenerek “Sayın Bakanımızın mülakatta sarf ettiği ifadeler (…) İş birliği anlayışından hareketle Sincar, Mahmur ve Kandil başta olmak üzere Irak topraklarının bir bölümüne yuvalanmış olan PKK terör örgütünün, Irak’ın toprak bütünlüğü ve güvenliği için oluşturduğu tehdide (abç) dikkat çekmeye matuftur (…) Bu vesileyle Türkiye olarak komşumuz Irak’ın toprak bütünlüğüne ve egemenliğine desteğimizi yineliyoruz” dedi.
Bize kalırsa bu “yatıştırıcı” açıklamanın içeriği ve diplomasinin diliyle örtülen gerçek anlamı Irak yönetimini, Bakan’ın sözlerinden daha çok endişelendirmiş olmalıdır. Suriye’nin toprak bütünlüğü (!) konusundaki Saray politikaları düşünüldüğünde “Irak’ın toprak bütünlüğü”ne ilişkin bir açıklamanın Iraklı yöneticileri endişelendirmemesi mümkün değil! Unutulmaması gereken husus, diplomaside en ağır tehditlerin, çoğu zaman “sureti haktan” görünen son derece “dostane” bir dil kullanılarak yöneltilebileceğidir!
DEM’in Tepkisi
Dışişleri Bakanı’nın açıklamasına hâliyle içeriden de tepki geldi. Fidan’ın uzun süredir kullandığı dili, mesela Bahçeli’nin diliyle ve “süreç”le hiç de uyum içinde olmamakla eleştiren DEM Parti adına konuşan Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları, “Bu haftadan itibaren Türkiye’nin temel gündemi ve temel konusunun komisyonun çalışmaları ve yeni atılacak somut adımlar olması beklenirken Sayın Hakan Fidan’ın yapmış olduğu bu açıklamayı son derece talihsiz buluyoruz. Adeta haritadan bakarcasına yeni arızalar nasıl yaratılabilir, yeni yokuşlar nasıl üretilebilir diye bakıyor. Yaptığı bu açıklamayı sürecin ruhuna uygun görmüyoruz. Biz bölgesel düzeyde barışın ilerlemesi için daha yapıcı adımlar bekliyoruz,” dedi.
Bunlar bu defaki “sürecin” taraflarının ve onların içerideki ve dışarıdaki muhataplarının sözleri.
İşin aslına esasına gelecek olursak, bize göre iç ve dış politikada, üzeri hangi ifadelerle örtülürse örtülsün, söylenenler ve yapılmak istenenler çok açık: “Sürecin” rejim açısından istenen kesin ve tarihsel sonuçlarının gerçekleşebilmesi için Kürt Ulusal Hareketi’nin kolunun kanadının kırılıp bütün dayanak noktalarının çökertilerek sahada ve masada teslim alınması. Bu, gerçekte bugüne kadar sürdürülen “Hele siz bir teslim olun, gerisine bakarız” politikasının devamından başka bir şey değil.
Gerçi karşılarında, yaptığı resmî açıklamayla (27 Şubat 2025) partisinin “tarihsel ömrünü tamamladığını” açıklamış, önceki ve sonraki bütün tarihsel hedeflerinden vazgeçmiş, “demokrasi” ve birtakım “hukuki” düzenlemelerden başkaca bir talebi olmayan bir “önderlik” ve kendini bu önderliğin çağrısı doğrultusunda feshettiğini açıklayıp sembolik de olsa “silahlarını yakan” bir siyasi-askeri yapı var.
Ancak demek ki bunlar küçük de olsa bazı adımların atılması için bile yeterli değil. Devlet kendi adına işi “tamamına erdirmek” niyetinde. Yanlış anlaşılmasın, çözülmek istenen Kürt Sorunu falan değil, zaten böyle bir sorunun varlığı en yetkili ağızlar tarafından açıkça reddediliyor. Amaç hem memleket hem de bölge çapında ortaya çıkan “büyük fırsatların” iç ve dış “milli hedeflerimiz” doğrultusunda sonuna kadar değerlendirilmesi!
O nedenle Bakan’ın açıklamaları DEM Eş Genel Başkanı’nın sözünü ettiği bir “talihsizlikten ziyade, Saray rejiminin kendi yüzüne güldüğüne inandığı “talihin” dile gelmiş hali.
İçişleri Bakanı’nın (Suriye’den sonra) “sıra Irak’ta” sözü, sıranın Türkiye’ye de geleceği anlamını taşıyor! Şu veya bu biçimde…


























