On yirmi yıl kadar önce ABD’nin 11 Eylül sonrası dünyanın jandarması rolünün henüz tartışılmaya başlandığı, AB tipi liberal parlamenter demokrasi fikrinin ise Akdeniz’den göçmen akınlarıyla rafa kaldırılacağının öngörülmediği bir dönemdi. BRICS çok yeniydi ve ne Çin ne de Rusya yaşananların asıl öznelerinden biri olmaya adaydı. Dolayısıyla jeopolitik ve jeostratejiden bahseden bir tahlilin sahibine avrasyacı, ulusolcu vb. sıfatlar kolayca yakıştırılırdı.
Bugün ise herhangi bir uluslararası gelişme, askeri üsler, enerji kaynakları, ticaret rotalarını gösteren bir harita kılavuz edilmeksizin anlamak bile zorlaştı. Nereden nereye…
Kuzey Afrika ve Batı Asya’da, bir yanda halk ayaklanmaları, diğer yanda NATO müdahaleleriyle Soğuk Savaş döneminde yerlerini sağlamlaştırmış çeşitli Arap bonapartizmleri devrildi. Oluşan siyasi boşluğu dolduracak devrimci öznelerin yokluğunda özellikle Türkiye’nin sınır komşuları siyasal İslamcılardan selefilere ve İsrail yayılmacılığından direniş eksenine, ABD’den Rusya’ya karşı-devrimci bir askeri yığınak deposu haline dönüştüler. Türkiye ise neredeyse sınırları dışındaki her cephede öyle ya da böyle “varlığını” gösterdi.
Geldiğimiz noktada Suriye’de HTŞ’nin iktidara yürüyüşü ve ABD-İsrail’in İran’a saldırısı arasında PKK ve önderliğiyle başlayan ve sürdürülen sürecin, Libya’dan Ukrayna’ya, Afganistan’dan Somali’ye dişine kan değen bir devletin hırslarıyla ilgisi olduğunu söylemek için de yeterince kanıt birikti.
Neo-bonapartist rejimin inşası, bölgesel güç olma, tahakküm alanını askeri-sınai kompleksle ihya, yıkımdan kurtulmaya çalışan Arap cumhuriyetlerine pazarladığı inşaat devlerini seferber etmek… Bir yanda Kuşak ve Yol Projesi, bir yanda Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) ve Irak’ta Türkiye’nin inisiyatif almak istediği kalkınma yolu…Yeni devlet aklı, hayırlı olsun.
Devlet harita sınırının öte tarafına geçtiğinde rejimin içiyle dışını kavuşturan, kendisine karşı tutumunun ne olacağı belirsiz Kürt ulusal mücadelesinin örgütlü özneleri vardı.
Neo-bonapartist rejimin kendinden daha beter hale dönüşmesi, muhalefete parlamentoda varlık gösterse bile iktidar olma ihtimalini ortadan kaldıracak şekilde saldırdığı iç politika hamleleriyle sürecin birbirine bağlandığı yer burası. Türkiye sınırlarında demokratikleşme adımlarının zikredilmediği “terörden arındırılma”, sınırın ötesinde Suriye, Irak ve İran’ın iç meselesine müdahil olacak şekilde etki alanına genişletilmekte.
Hakan Fidan’ın Suriye’de SDG’nin tasfiyesinden sonra sıranın Irak’a geleceğini ima ettiği beyanlarından sonra yürütülen süreçte devletin motivasyonunu geçmiş sayfalarda değerlendirmiştik:
“Bize göre iç ve dış politikada, üzeri hangi ifadelerle örtülürse örtülsün, söylenenler ve yapılmak istenenler çok açık: “Sürecin” rejim açısından istenen kesin ve tarihsel sonuçlarının gerçekleşebilmesi için Kürt Ulusal Hareketi’nin kolunun kanadının kırılıp bütün dayanak noktalarının çökertilerek sahada ve masada teslim alınması. Bu, gerçekte bugüne kadar sürdürülen “Hele siz bir teslim olun, gerisine bakarız” politikasının devamından başka bir şey değil.”[1]
Türkiye burjuvazisinin ülke ve bölgede hayalindeki atılımı gerçekleştirebilmesi için dikensiz bir Batı Asya peyzaj düzenlemesi istediği belli. Yani ABD emperyalizminin en has baş jandarması apoletini yalnızca yalaka bir memur olarak değil, bu peyzaj ihalesinden hakkını da alarak takmak istiyor.
“Şu veya bu görüşten hemen herkes asıl sorunun, yarın öbür gün belki de esamisi bile okunmayacak PKK değil, Kürtler olduğunu; sorunun asıl çözümünün Kürtlerin örgütlü siyasi-askeri varlığının tasfiye edilip sonuçta asimilasyona boyun eğdirilmeleri olduğunu biliyor. Bugün hem Türkiye’de hem de Suriye’de –günü veya sırası geldiğinde başka yerlerde de- yapılmak istenen budur.”[2]
Belli ki jeopolitik ve jeostrateji olağan bir başlık haline geldi, elinde çubuklarıyla televizyon stüdyolarındaki dev ekranların önünde ahkâm kesenlerin 2000’lerin başındaki muadillerine göre kartvizitleri daha yüksek ve kafalarında ülkelerin etki alan haritaları, yeni Sykes-Picot’lar çiziliyor.
Bölge emekçilerinin kendi ortak proleter devrimci jeo-politikalarını geliştirmelerinin zamanı da elbette gelecek.
[1] Deniz, A. (28 Şubat 2026). Sıra Kimde? https://kirmizigazete.org/sira-kimde/
[2] Deniz, A. (22 Şubat 2026). Rejimin “Teslim Olun” Çağrısı https://kirmizigazete.org/rejimin-teslim-olun-cagrisi/






















